|

Bismillahirrahmanirrahim “Şüphesiz Allah’a ibadetin başı, onu tanımaktır. Onu tanımanın esası ise onu tek ve eşsiz bilmektir. Onu tek ve eşsiz bilmenin ölçüsü ise ondan nitelikleri (diğer varlıklarda bulunan noksan sıfatları) nefyetmektir. Çünkü akıllar bütün niteliklerin ve nitelik sahiplerinin yaratık olduğuna tanıklık eder. Tüm yaratıklar da, nitelik ve nitelik
sahibi olmayan bir yaratanın varlığına tanıklık eder. Çünkü her nitelik ve nitelik sahibi, bir bileşimi gösterir. Bileşim hudûsa (sonradan meydana gelişe), hudûs ise ezeli olmanın muhal olduğuna tanıklık eder. Allah’ın zatını tanıdığını iddia eden, onu tanımamıştır. Ona sınır koyan, onu tek bilmemiştir. Ona bir eş tasarlayan, ona inanmamıştır. Onu (diğer bir varlığa) benzeten kimse, onun hakikatine
varmamıştır. Her kim onun vehme sığdığını sanırsa, ona yönelmemiştir. Onun (zatının) künhüne varmak isteyen, birliğini tasdik etmemiştir. Ona işaret eden, ona yönelmemiştir. Ona sınır tanıyan, onu kastetmemiştir. Onu bölümlere ayıran, ona teslim olmamıştır. Onun zatıyla ayakta duran her şey, başkasına bağımlıdır ve başkasına bağımlı olan her
şey, bir sebep vasıtasıyla oluşmuştur. Yaratıkları, onun varlığının nişanesi ve akıllar, onu tanımanın vesilesidir. Fikirle hüccet kesinleşir. Nişanelerini, yaratıklarına hüccet kılmış ve onları yaratarak kendisi ve onlar arasında bir perde oluşturmuştur. Varlığıyla yaratıklarından
ayrılır.
Onları araçlarla donatması, kendisinin araçsız olduğuna tanıktır; çünkü araçlar, araç sahiplerinin muhtaç olduklarına delildir. Yaratıklara bir başlangıç belirlemesi, onun başlangıcının olmadığına tanıklık eder; çünkü bir başlangıcı olan, başkasını yoktan var edemez. İsimleri, gerçeğe ulaşmak için bir vesiledir ve işleri, gerçeği anlamak için vasıtadır. Zatı, hakikatin özüdür. Zatı, onunla yaratıklarını ayırmaktadır. Her kim Allah’ı nitelendirirse onu tanımamıştır ve ona bir benzer tasarlayan ondan uzaklaşmıştır. Onun hakikatine vardığını sanan, hata etmiştir.
Her kim, nerdedir derse ona bir mekân tasarlamıştır; her kim, nerdedir derse ona bir mekân isnat etmiştir; her kim, nereye yönelmiştir derse ona bir sınır tayin etmiştir; her kim, neden derse ona bir sebep belirlemiştir; her kim, nasıldır derse nu bir şeye benzetmiştir; her kim, ne zaman derseona bir zaman tanımıştır; her kim, şuraya kadar derse ona bir son belirlemiştir ve kim ona bir son belirlerse onu bölmüştür; kim onu bölerse onu nitelendirmiştir ve kim de onu nitelendirirse onu inkâr etmiştir; onu parçalara ayıran değişmeleri zevallerinden ondan yüz çevirmiştir Allah, mahlûklarının değişmesiyle değişmez; sınırlı varlıkların sınırıyla sınırlanmaz. Birdir ama birliği sayıya dayanmaz. O hiçbir ihtiyacı olmayan ihtiyaçsızdır, bir şeye girmeden batın ve hiçbir şeyden ayrılmaksızın zahirdir. Görmekle kavranılmayandır, aşikârdır. Cisim olmayandır latiftir. Harekete ihtiyacı olmayandır faildir, fikre ihtiyaç duymadan yaratıkların ölçüsünü belirleyendir, hareket etmeksizin onları düzene koyandır, araç ve organa ihtiyacı olmadan duyan ve görendir, yaklaşmaya ihtiyaç duymadan yakın ve mesafe söz konusu olmaksızın uzaktır. Vardır, yokluktan sonra değil; zamanlar ona eşlik etmez ve yerler onu kapsamaz; onu uyku tutmaz; vasıflar onu sınırlamaz; vasıtalar ona engel olmaz; varlığıyla zamandan ve yokluktan öne geçmiş ve ezeli oluşuyla
başlangıcı olma sınırını aşmıştır. Duygu ve hisleri verenin o olması hasebiyle zatının his ve duygulardan uzak olduğu, cevherleri yaratan olduğu için de cevherinin olmadığı, yaratıkları yoktan var eden olmasıyla onun yaratıcısının olmadığı, eşyalar arasındaki çelişkileri icat eden olmasıyla da zıddının olmadığı bilinir. Varlıkları birbirine eş olarak yaratan olduğu için de
onun bir eşi olmadığı anlaşılır. Karanlığı nura ve sıcağı soğuğa karşıt kılmış; değişik unsurları birleştirmiş zıt olanları birbirine yaklaştırmış; onları ayırmak ve birleştirmekle ayıran ve birleştireni göstermiş. Bütün bunları kendi ilahlığına delil, gaybına şahit ve hikmetinin açıklayıcısı kılmıştır. Çünkü bu varlıkların oluşumu sonradan var olduklarını gösterir; varlıkları, yokluklarını bildirir;
değişmeleri, zevallerini bildirir ve yok olmaları yaratıcılarının zevalinin olmadığını gösterir. Allah Teâlâ buyuruyor ki “Ve her şeyden iki eş yarattık ki belki, siz (Allah’ı) hatırlayasınız.” [1] Önce ve sonrayı ortaya çıkararak kendisinin öncesi ve sonrası olmadığını göstermiştir. Yaratıklarını çeşitli içgüdülerle yaratarak içgüdüsünün olmadığını, yaratıkları birbirlerinden farklı kılarak kendisinde değişikliğinin olmadığını göstermiştir. Onları belirli bir süre ve zamana bağlı kılmakla kendisinin zamanla bir bağlantısının olmadığını ve yaratıklarını birbirinden ayırmakla ve birbirine gizli kılmakla onunla yaratıkları arasında bir örtünün olmadığını göstermiştir. Kullar var olmadan Allah olmanın hakikati ve yaratık olmadan ilahlığın hakikati onda var idi. Duyulacak bir ses olmadan duyma gücüne, bilinen bir şey olmadan bilginin gerçeğine ve kudretinigöstermeden hakiki güce sahip idi. Yaratıklar olmadan yaratıcı ismine ve mahlûkat olmadan önce de hâlık vasfına layık idi. Yaratıkları bir şeye dayanmadan yaratmıştır ve bir şeyden yararlanmadan aralarında uyum sağlamıştır. Bir zorluğa düşmeden onlara ölçü vermiştir. Fikirler, onun zatını kavrayamaz ve düşünceler, onun
hakikatini kuşatamaz. “Ne zaman” diyerek o sınırlanamaz; “şimdi” kelimesi onu yaklaştırmaz; “beraber” diyerek bir şeyle beraber kılınamaz; “şayet” diyerek de gizlenemez. “O” kelimesi onu kuşatamaz. Bu kelimeler ancak kendilerini sınırlarlar.
Bu kelimelerin onun yarattığı eşya arasında geçerliliği vardır; çünkü bu bağlaçlar ihtiyacı bildiriler; tezat, zıddının varlığına benzeyen, benzerinin olduğunu ve olaylar, zamanla birlikte
olduklarını gösterirler. İsimleriyle, sıfatları birbirinden fark edilir. O isimlerle, birlikte olanlar birbirinden ayrılır; olaylar, o isimlerle vuku bulur. Yaratıkların başlangıcının olması, kadim olmadıklarını; süreye bağlı olmaları, ezeli olmadıklarını ve “eğer böyle
Yaratıkları vasıtasıyla akıllara tecelli ederek gözlerden gizli kalmış ve fikirler yaratıklarına yönelmiş, bunlarla ibretler ortaya konmuş ve sabit olmuş ve bunlardan deliller açıklık kazanmıştır. Akıllarla Allah tasdik edilir ve ikrarla iman kâmil olur. Marifet (Allah’ı tanımak) olmadan din olmaz, tasdik olmadan marifet mümkün olmaz ve ihlâslı bir inanç olmaksızın tasdik gerçekleşmez. İhlâs olmaksızın tevhit olmaz; Allah bir şeye benzetilirse ihlâs gerçekleşmez; nitelikler ona atfedilirse eksiklikler ondan tam olarak nefy olmaz ve halis tevhit gerçekleşmez. Bazı yönlerden benzetmeği geçerli bilmek bütün yönlerinde benzetmenin geçerli olmasını gerekli kılar; bazı benzerliklerden onu münezzeh bilip bazısını kabul etmek tam tevhitten insanı uzak düşürür. İkrar etmek inkârı nefyetmektir; her türlü inkâr, ihlâsa ulaşmayı önler. Yaratıklarda olan özellik, yaratıcıda olmaz; yaratılmış için mümkün olan bir şey, yaratıcısında mümkün olmaz; onun için hareket cari olmaz; bölünme ve birleşme, onda vuku bulmaz. Onun uyguladığı şey, kendisi hakkında nasıl
uygulanabilir? Onun başlattığı şey, nasıl kendisine dönebilir? Onun oluşturduğu oluşum, nasıl kendisi hakkında geçerli olabilir? Yoksa onun zatı değişir, bölünür ve ezelden oluşu mümkün olmaz ve ezeli oluşunun bir manası kalmaz.
Bu takdirde yaratıcı, mahlûka dönüşür; arkası olursa önü de olur; tamamlanmaya ihtiyaç duyarsa eksik olması gerekir. Değişebilirse ezeli diye vasıflanamaz. Zamanın geçmesi onu etkilerse nasıl sürekli olabilir? Eşyadan etkilenen, nasıl onları yoktan var edebilir? Böyle olursa, yaratıkların nişanesini taşır. Yaratıklar ona nişane olacağına, kendisi de diğer bir yaratıcının nişanesi olur ve sıfatı, yaratıkların sıfatlarına benzer. Bu ise, batıl olduğunu ispatlamak için delile ihtiyacı olmayan bir sözdür; bu husustaki soruya cevap vermek bile yersizdir.
(1) Zariyat 49
|