ALEVİLER NEDEN TAVŞAN ETİ YEMEZ?

Mahmut BAYRAM

Aleviler tavşan eti yemez. Bunun öyle yadırganacak, büyütülecek bir tarafının olmaması gerekir. Çünkü tarih boyunca mezhepler arasında bu tür konularda ihtilaflar olmuştur ve bu ihtilaflar Ehlisünnetin dört mezhebi arasında da fazlasıyla yer almıştır. Örneğin; Şafî ve Malikîlerde kirpi ve kertenkele yenir, Hanefî ve Hanbelîlerde yenmez.

Malikî, Hanefî ve Hanbelîlerde kırlangıç, tavus, hüdhüd, papağan, yarasa yenir; Şafîlerde yenmez.

Hanefî mezhebinde balık şeklinde olmayan kalamar, mürekkep balığı, deniz hınzırı, deniz aygırı gibi hayvanlar ve yengeç, midye, istiridye, ıstakoz, kerevit, karides gibi deniz haşaratı yenmez. Diğer üç mezhepte ise, deniz ürünlerinin hepsi yenir.

Martı eti; Hanefî ve Hanbelîlerde haram, Şafî ve Malikîlerde helaldir.

At eti; Hanefî mezhebinde tenzihen (helale yakın) mekruhtur, Şafî ve Hanbelî mezhebinde helal, Malikî mezhebinde haramdır. ( Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen)

Görülüyor ki ortada ciddi anlamda bir tutarsızlık, çelişki söz konusudur. Bir mezhepte helal veya mubah olan bir şey, diğer mezhepte haram veya mekruhtur. Bunlar kimseyi rahatsız etmez. Bir Allah’ın kulu be kardeşim, bu nasıl iştir de demez. İyi ki de demiyor. Aradaki anlaşmazlığı gidermek için mezhep taklitçiliği diye bir şey icat edilmiştir. Örneğin, bir mezhebin mensubu, kendi mezhebince haram olan yiyeceği, bunu helal kabul eden diğer bir mezhebi taklit ederek yiyebilmektedir. Afiyet şeker olsun, kimsenin bir şey dediği yok. Yok ama kendilerinde bu hakkı bulanlar, maalesef başkaları için aynı genişliği gösteremiyorlar. Alevilerin neden tavşan eti yemediği, birilerine dert olmuş da internetlerde bu, sayfa sayfa yer alıyor. Alevilerin tavşan etini yememe nedenlerini bazı internet sitelerinde güya ‘Aleviler Kur’an-ı Kerim’i değil de Tevrat’ı örnek alıyorlar’ iftirasını atarak açıklıyorlar. Gerçek nedenler araştırılmadan öyle iftiralar atmak kimseye yakışmaz; çünkü Müslümanlık kimsenin tekelinde olmadığı gibi Müslümanlıktan da birilerinin ‘Sen ya da siz Müslüman değilsiniz.’ demesiyle de çıkılmıyor. Bu gibi yaklaşımlar memnuniyetsizlik yaratır, ithamda bulunanı Hakk divanında zora sokar ve köprü oluşturabilecek, kardeşlik ortamını besleyecek sayısız ortak değerin görmezden gelinmesine neden olur. Tevrat’ta tavşan etinin haram olduğu hükmü yer almaktadır. Ama orada böyle bir hüküm var diye mi Aleviler tavşan eti yemiyor; yoksa başka gerekçeleri mi var? Her şeyden önce bu durumun araştırılması gerekmez mi?

Tevrat, İslamiyet doğmadan çok daha önce Hz. Musa’ya inmiş, Hz. Musa da Yahudilere (Beniisrail) bunu tebliğ etmiştir. Tebliğ ettiği Tevrat’ın hükümleri arasında tavşan etinin haram olduğu da vardır. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçmektedir: “Yahudilere her tırnaklı hayvanı haram ettik. Koyunun ve sığırın iç yağını da haram ettik.” (Enam 146. ayet) Tavşan aynı kedi gibi tırnaklı bir hayvandır. Tavşan etinin Yahudilere yasaklı olduğu bir gerçektir; ama ‘Aleviler bu yüzden tavşan yemezler’ sözü batıldır.

Ayrıca, Aleviler neden Tavşan yemiyor konusunu kurcalamak hem yersizdir hem de art niyet göstergesidir. Yenmesi haram olan bir şey Allah korusun yeniliyor olsaydı, ancak o zaman aynı dinin mensuplarına söz düşebilirdi. Ama ortada öyle bir şey yok. ‘Arkadaş biz bunu yiyoruz, sen niye yemiyorsun?’ anlayışı ve aşağılaması hâkim. Yiyorsan afiyet, şeker olsun. Daha ötesi var mı? Sohbet ortamlarında bile alay etmeler söz konusu. Efendim, bir Alevi’nin bahçesinden tavşan geçerse sahibi tarlayı o yıl ekmezmiş. Tavşana bir şekilde ellerse uğursuzluk yedi yıl, başından ayrılmazmış. Aslı astarı olmayan daha neler neler… Aslında bu tür yakışıksız soruların peşine takılanlar daha tumturaklı soruların muhatabı olacaklarını bilmiyorlar. Mesela şunlar sorulabilir kendilerine: Tamam Aleviler tavşan eti yemiyor, peki neden martı eti; Hanefi ve Hanbelîlerde haram, Şafî ve Malikîlerde helaldir? Bu martı bir yerde haram bir yerde helal nasıl olabiliyor? Neden Hanbelîler, martı eti yemiyor?

Neden Şafî ve Malikîlerde kirpi ve kertenkele yenir de Hanefî ve Hanbelîlerde yenmez?

Neden Malikî, Hanefî ve Hanbelîlerde kırlangıç, tavus, hüdhüd, papağan, yarasa yenir de Şafîlerde yenmez? Ve daha birçok soru…

İşin şu boyutu da var, bırakın da yenmeyiversin ne olacak? Bu da yenmesin. Çocukların hayal dünyasını, oyuncaklarını süslesin, ne çıkar? Tavşanın yenmemesi konusuna illa bir mana yüklemek ve aynı dinin mensupları olan kitleyi İslam dışı göstermek kime ne fayda sağlayacak?

Deniyor ki ‘Helal bir şeyi haram kılmak insanı küfre götürür.’ Elbette doğru, çok güzel. Hatta bu konudaki ayetleri de verelim:

“Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.” (Enam,140)

“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü ‘Şu helaldir, şu haramdır’ demeyin, sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise iflah olmazlar.” (Nahl, 116)

Ama bu hükümler herkes için geçerli değil mi? Tilki eti Şafîlerde helal, Hanefîlerde haramdır. Yukarıda sayılanlar da aynı şekilde bir yerde helal, bir yerde haram. Demek ki böyle durumlar olabiliyor. Tavşan etini, Ehlisünnetin çoğunluğu helal kabul ediyorsa bu onun helal olduğunu mu ispatlar? Şia ve dünyanın her tarafındaki Aleviler, tavşan konusunda tek görüşe sahip ve Ehlisünnetin dört mezhebinden farklı bir uygulama içindeler. Dört mezhep kendi arasında zıtlığa düşecek, birinin haram dediğine öbürü helal diyecek ve sonuçta kendi mezhebinin haram kabul ettiğini ‘Bu konuda şu mezhebe göre hareket ediyorum.’ denilerek gerektiğinde mezhep taklitçiliği yapılacak ve böylece haram olan şey helal sayılacak. Ama Şia ve yeryüzündeki bütün Aleviler, tavşan eti bizlerde yenmez dediklerinde kıyametler kopacak. İnanın bu hiç adil değil.

Kur’an-ı Kerim’de tavşanın ismi açık bir şekilde verilerek helaldir, haramdır diye geçmediği için her iki taraf hadislerle hareket etmektedir. Şimdi bu konu hakkında her iki tarafın dayanaklarını görelim.

Ehlisünnetin Dayanakları

Ehlisünnet âlimleri, şunları ileri sürmektedirler:

1- Hiçbir İslam âlimi tavşan etine bırakın haram demeyi mekruh bile dememiştir. Fıkıh kitaplarında (Mülteka, Dürr-ül-münteka, Kuduri, Cevhere, Dürer haşiyesi) tavşanın etinin helal olduğu belirtilmiştir.

2- Enes anlatıyor: “Yürüdük ve Merriz Zebran’dan bir tavşan kaldırdık. Arkadaşlarımız peşinden koştular ve sonunda yakalamaktan aciz kaldılar. Bu sefer ben koştum, yetiştim ve yakaladım. Onu babalığım Ebu Talha’ya getirdim. O, tavşanı keskin bir taşla kesti. Budunu benimle Resulullah’a gönderdi. Resulullah onu yedi.” (Buhari Sayd / Müslim sayd / Ebu Davud, Et’ime / Tirmizi, Et’ime)

3- Halid ibni Huveyris anlatıyor. “Bir adam bir tavşan avlar ve Abdullah bin Ömer’e gelir. Ne dersiniz tavşanın eti yenir mi, diye sorar. Abdullah: ‘Resulullah’a da tavşan getirilmiştir. Ben de o esnada yanında oturuyordum. Ondan ne yedi ne de onun yenmesini yasakladı. Tavşanın hayız gördüğüne inanıyordu.’ dedi.” (Ebu Davud, Et’ime)

4- Huzeyme ibni Cezi’nin rivayeti: Bu rivayette der ki: “Ey Allah’ın Resulü! Tavşan hakkında ne dersiniz? Onu ne yerim ne de haram kılarım buyurdular. Öyleyse...dedim. Siz haram kılıncaya kadar ben onu yiyeceğim. Siz niye yemiyorsunuz diye sordum. Bana ‘Onun hayız gördüğü bana bildirildi.’ cevabını verdi.” (Ankara basımı Kütüb-i Sittenin 11. cildinin 149. sayfası)

5- Tavşan eti de helaldir. (Dürer, Mecma’ul-enhür)

6- Abdullah ibni Abbas hazretleri buyurdu ki: Resulullah ile otururken, bir köylü, tavşan kebabı hediye getirdi. Bize, yiyin buyurdu.


Muhammed bin Safvan dedi ki: İki tavşan yakaladım, kestim. Resulullaha sordum. İkisini de yememi emretti. (Bedayi)

 

7- Hazret-i Cabir anlatır: Kavmimden biri, taşla kestiği tavşanı, Resulullaha soruncaya kadar bekletti. Efendimiz yemesini emretti.(Tirmizi)


Öncelikle yukarıdaki dayanakların ne kadar sağlam olduğu şüpheli. O kitaplarda öyle geçiyor diye onları gerçek kabul etmek baştan yanlışa düşmek demektir. Görüldüğü bazı aktarımlarda Peygamber bilinçli bir şekilde ve özellikle tavşan eti yemekten kaçınıyor, bazı aktarımlarda ise hiç öyle bir kaçınmadan söz edilmeden tavşan eti yediği belirtiliyor. Bu en basitinden bir çelişkidir. Malum kitaplardan bu tür konularda bir başka çelişki örneği vermek konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

1) Esma Bintu Ebi Bekr anlatıyor: “Biz, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında bir at kestik. O zaman Medine’de idik. Hepimiz onu yedik.” (Buhari, Sayd / Müslim, Sayd / Nesai, Dahaya)

2) Halid İbnu’l-Velid, anlatıyor: “Resulullah; at, katır ve eşek etini yemeyi yasakladı.” (Ebu Davud, Et’ime / Nesai, Sayd)

Önemli bir çelişki değil mi? Burada bir yerde at etinin Mekke’de bile değil Medine’de hem de Peygamberin zamanında yendiği anlatılıyor; bir diğer rivayette ise at etinin Peygamber tarafından yasaklandığı belirtiliyor. At etinin yendiğini söyleyen Ebubekir’in kızı Esmadır ki bunu Peygamberimiz aramızdan ayrıldıktan sonra anlatıyor. Yani bazı uyanıklar tarafından bir zamanlar yendi, sonra yasaklandı gibi bir iddia ortaya atılamaz. Şimdi rivayetlerden at eti konusunda nasıl bir kanıya varacağız?

Ehlibeyti Takip Edenlerin Dayanakları

Şimdi gelelim Alevilerin neden tavşan eti yemediğine.

1) Hz. Muhammed (s.a.a.v.) tavşan yemeyi reddettiği için Aleviler tavşan eti yemez. Öncelikle bu herkesçe böyle bilinmelidir. Daha önce verilen iki alıntıda Peygamberimizin tavşan etini yemekten kaçındığı açıkça yer almıştı. Peygamberin tavşan eti yediği rivayetlerine ise itibarımız da, itimadımız da yoktur. O kaynaklarda bırakın en üstün ahlakla gönderilen İslam Peygamberini, sıradan bir insanın bile yapamayacağı davranışların nasıl da kendisine mal edildiğini utançla ve ibretle görmekteyiz. Konunun uzamaması için çok olan örneklerden sadece bir bölümünü örnek verelim:

Buhari Sahihinin "Nikâh Kitabı, Kadın ve Çocukların Düğüne Gitmesi Babı"nda Enes bin Malik'ten şöyle nakleder: "Resulullah düğünden dönen kadın ve çocukları görünce, sevinerek hızla onlara doğru ilerledi ve şöyle dedi: "Allah biliyor ki, sizler benim yanımda en sevgili insanlarsınız."( Sahih-i Buhari, c. 7, s. 32. )

Yine Buhari Sahihinin "Nikah Kitabı, Kadının Habeşlilere Bakması Babı"nda Aişe'den şöyle nakleder: "Resulullah beni abasına sarmış, ben de camide oynayan Habeşlilere bakıyordum. Ben yoruluncaya kadar Resulullah beni öylece tutmuştu. Öyleyse yaşı az olup da oynamayı çok seven kızların değerini bilin." (Sahih-i Buhari, c.

7, s. 47-48.)
Müslim Sahihinin "Faziletler Kitabı, Osman'ın Faziletleri Babı"nda Aişe ve Osman' dan şöyle nakleder: "Ebu Bekir Resulullah'ın huzuruna gelmek için izin istedi. Peygamber o sırada Aişe’nin yanında yatağa uzanmıştı. Resulullah o halde Ebu Bekir'in içeri girmesine izin verdi ve onun istediğini yerine getirdi. Ebu Bekir gittikten sonra Ömer içeri girdi. Peygamber aynı vaziyette onun da içeri girmesine izin verip istediğini yerine getirdi. Sonra ben (Osman) izin istedim. Resulullah hemen kalkıp oturdu ve Aişe'ye de; "Elbiseni giy ve kendini toparla!" dedi. Ben de isteğimi aldıktan sonra evime döndüm. Aişe Resulullah'a (s.a.a.) dedi ki: ‘Ebu Bekir ile Ömer'den utanmazken neden Osman'dan utandın?" Resulullah; "Osman çok utangaç birisidir. Eğer o halde ona izin verseydim, utancından istediğini söylemeyebilirdi.’ dedi."

(Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1816, h. 2402.)

Buhari Sahihinin "Hac Kitabı, Kurban Günü Ziyareti Babı"nda Aişe'den şöyle nakleder: "Resulullah'la birlikte hacca gitmiştik. Kurban kestikten sonra ihramdan çıktık. O sırada Safiyye adet gördü. Resulullah o halde bir erkeğin eşine yaptığını onunla yapmak istiyordu. Ben; ‘Ya Resulallah! O hayız halindedir.’ dedim." (Sahih-i

Buhari, c. 2, s. 214.)
Buhari Sahihinin "Nikâh Kitabı", "Düğünde Kadının Erkeklere Hizmet Etmesi" ve "Düğünde Sarhoş Etmeyen Şarap" bablarında şöyle nakleder:

"Ebu Üseyd Saidi evlenirken Resulullah'ı ve ashabını davet etti. Onun karısı Ümmü Üseyd, onlar için yemek pişirip getirdi. Resulullah (s.a.a.) yemeğini bitirince kadın, daha önce küçük bir taş kabın içinde ıslattığı hurmaları karıştırarak, içmesi için Peygamber'e verdi. Böylece onu daha iyi ağırlamak istiyordu."

(Sahih-i Buhari, c. 7, s. 33. )


Halife ve sultanlar bu rivayete dayanarak şarap içmeye başladılar. Hatta sarhoş etmedikçe şarabın helal olduğunu bile iddia ettiler.
Buhari Sahihinin "Nikah Kitabı, Nikahta Tef Çalma Babı"nda Bişr bin Mufazzal'dan, o da Halid bin Zekvan' dan şöyle rivayet eder: Muavviz bin Afra' kızı Rabi' der ki: "Benim nikah törenimde Resulullah gelerek sizin oturduğunuz gibi benim için serilen serginin üzerine oturdu. O sırada, birkaç kız saz ve tef çalarak Bedir'de öldürülen babalarının hakkında şiir okuyorlardı. Onlardan biri şiirin devamında dedi ki: ‘Aramızda gelecekten haberi olan bir peygamber de var.’ Bunun üzerine Resulullah; ‘Bu lafı bırak da şiirlerini oku.’ dedi." (Sahih-i Buhari, c. 7, s. 25.)

Yine Buhari Sahih'inin "Cihat Kitabı"nda, Müslim ise, Sahih' inin "Bayram Namazları Kitabı" nda Aişe'den şöyle naklederler: "Yanımdaki iki cariye coşkulu bir şarkı söyledikleri halde Resulullah içeri girdi. Hiçbir şey demeden geçip yatağına uzanarak yüzünü çevirdi. O sırada Ebu Bekir içeriye girdi ve sinirlenerek; ‘Şeytanın zurnasını, Resulullah'ın yanına mı getirdin?’ dedi. Resulullah Ebu Bekir'e dedi ki: ‘Bırak o ikisini.’ Ben, o fark etmeyecek bir şekilde cariyelere dışarı çıkmalarını söyledim. Onlar da çıkıp gittiler."

Şimdi akıl ve insaf sahiplerine seslenmek istiyorum. Allah aşkına bu anlatılanlar ve daha anlatılmayan bunlar gibi onlarca olay ne anlama geliyor? Hâşâ bunlar bir Peygamber’in yapacağı davranışlar mıdır? Buna imkân var mıdır? Bunlar hep Emevilerin ve Abbasilerin yaşadıkları İslam dışı hayat tarzının meşrulaştırılması çabasından başka bir şey değildir. Yukarıdaki şeyleri Peygambere yakıştıran, reva gören anlayış tavşan etini Peygambere yedirse diğerlerinden çok mu daha ileri gitmiş olur? Diğer üzücü bir nokta da Buhari, yukarıda verdiğimiz hadisleri, güya bildiği 600 bin hadisten eleye eleye seçerek yazdığı ve kesin sahih bildiği 7 bine yakın hadis arasına almıştır. Müslim ise yukarıda Peygamberimizle ilgili o yüz kızartan hadisleri güya bildiği 300 bin hadisten seçerek yazdığı 3033 hadis arasına almıştır.

2) Ehlisünnetin tüm âlimlerinin tavşan etini mekruh bile saymadığı savı, kesin düzmecedir. En azından fıkıh âlimi Muhammed ibni Ebi Leyla tavşan etinin mekruh (iyi bir şey olmayan) olduğuna hükmetmiştir. Başkalarının varlığı da küçük bir araştırmayla bulunabilir. Bunun yanında ashaptan Abdullah ibni Ömer, tabiinden İkrime de tavşan etinin mekruh (iyi bir şey olmayan) olduğu görüşündedirler. (Bu maddedeki bilgiler, Ankara basımı Kütüb-i Sittenin 11. cildinin 149. sayfasında mevcuttur.)

3- Tavşan fizyolojik ve biyolojik yapısıyla da garip bir canlıdır. Tavşanın kafası kedi kafasına, kulakları eşek kulaklarına, burnu fareye, arka ayakları köpek ayaklarına, ön ayakları kedi ayaklarına ve kuyruğu domuz kuyruğuna benzemektedir. İslam dininin murdar ve yenilmez diye saydığı hayvanların bütün izleri bu canlıda vardır.

4- Tavşan kedi ile çiftleşmektedir.

5- Tek tırnaklı bir hayvandır.

6- Tavşan regl olmaktadır.

7- Etinin yüzde doksanı kan pıhtısından oluşmaktadır.

8- Kıl yerine tüyü vardır. 

Ehlibeyt kanalından gelen hadislere dayanarak Ehlibeyt ekolünün fakihleri, tavşan etinin haram olduğuna hükmetmişlerdir.

1-Hz. Ali’den (a.s.) şöyle nakledilmiştir: Resulullah’tan (s.a.a.v.) meshedilmişlerin ne olduğunu sorduğumda, şöyle buyurdu: “Bunların sayısı on üçtür ve şunlardan ibarettir: Fil, ayı, domuz, maymun, yılan balığı, kertenkele, yarasa, lavra, akrep, fare, karga, örümcek ve tavşan” (Vesail-üş Şia, c.16, s.317)

2- İmam Musa Kazım’dan (a.s.) şöyle nakledilmiştir: “Meshedilmişler on üçtür: Bunlar fil, ayı, tavşan, akrep, kertenkele, örümcek, lavra, yılan balığı, yarasa, maymun, karga, fare, domuzdur. Tavşan; hayız, cenabet vb. şeylerden gusül edip temizlenmeyen bir kadındı.” (Yani o kadın tavşan şekline dönüşmüştür.) (Vesail-üş Şia, c.16, s.317)

3- Muhammed bin İshak’ın(ölümü miladi 768) Selman El Farisi’den rivayet ederek yazdığı “Binbir Rahip ve Hz Ali” adlı kitapta mesh olmuş hayvanların sayısını 24 olarak vermiştir: “ Fil, tavşan, ayı, akrep, lavra, domuz, maymun, örümcek, kaplumbağa, dıbb(bir çeşit sürüngen), osuruk böceği, yengeç, tilki, eşek arısı, köpek, dişi yaban sığırı, sehil, karga, saksağan, tavşancıl kuşu (kartal), papağan, kurbağa, fare, yılan.”

4- İmam Cafer-i Sadık (a.s.): “Allah ve Resulü mesh olmuş bütün hayvanları haram kılmıştır.” ( El-Kafi, c.6, s.247)

5- İmam Rıza (a.s.): “Tavşanın haram kılınış sebebi şudur ki onlar da kediler gibidir. Aynı kediler ve vahşi hayvanlar gibi pençeleri vardır. Bu yüzden onlar gibi sayılmıştır. Ayrıca kadınlar gibi hayız olmaktadır. Çünkü o mesh olanlardandır.” (Vesail-üş Şia, c.16, s.316)

Mesh, insanın Allah tarafından hayvan şekline dönüştürülmesidir. İslam öncesi bazı insanların veya ümmetlerin işledikleri günahlardan ötürü Allah tarafından bir ceza olarak cinsiyetlerinin bahsi geçen bazı hayvanların cinsiyetine dönüştürmesidir. Örneğin Kur’an-ı Kerim’de cumartesi günü yasağını delen Yahudilerin maymuna dönüştürüldüğü anlatılır ki bu apaçık temasühtür. (Bakara suresi:65. ayet)

Sonuç olarak şunu belirtmekte fayda vardır ki burada her iki tarafın görüşlerini hiçbir değişikliğe uğratmadan kendi öz kaynaklarından aktardık. Kim neye inanırsa inansın; ama kendisi gibi düşünmeyene en azından tahammül etsin. Hiç kimseye öyle bir çırpıda sen kâfir oldun, Müslümanlıktan çıktın töhmeti atılmasın. Ehlisünnet âleminin en saygın üniversitesi Ezher bile bundan çok uzun zaman önce Caferiliği İslamın 5. mezhebi olarak kabul etti ve bunu tüm dünyaya ilan etti; ama maalesef yüz yıldan fazla süre geçmesine rağmen ön yargı ve bağnazlık toplumdan atılamadı ve Müslümanlar arasındaki gereksiz sürtüşmeleri ortadan kaldıracak bu girişim pek de tabana yayılamadı. İşte bu yüzden bugün hâlâ çeşitli yollarla töhmet altında bırakıldığı için gereksiz savunmalar yapmak zorunda bırakılan inançlar, huzursuzluk içindedir. Bu yazıyı, internette dolaşırken tesadüfen karşılaştığım bir sitenin tavşan eti meselesini öne sürerek öfke ve aşağılamayla bir topluluğu hedef alıp yayınladığı yazı üzerine kaleme aldım. Hiç kimseyi ne inancından ne yediğinden içtiğinden ne de başka herhangi bir nedenden dolayı eleştirmek niyetinde ve haddinde değilim. İslam kardeşliğinin sadece Müslümanlara değil tüm dünyaya barış getireceği inancındayım. Farklılıkların artık sorun olmadığı bir dünya diliyorum.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine