EBU TALİP MÜ’MİNDİ

 Mahmut BAYRAM

 

          536 yılında (Miladi) Mekke’de doğdu. En büyük oğlu Talip’ ten dolayı, Talip’ in babası anlamına gelen "Ebu Talip" olarak anıldı. Asıl adı Abdmenef' tir. Peygamberimizden rivayet edildiğine göre "İmran" adıyla da bilinir. Annesi Amr bint Aiz' in kızı Fatıma' dır. Babası Haşim oğlu Abdulmuttalip' tir.

                      Hz. Ali’nin babası Ebu Talib’in yaşantısına ve görüşlerine ilişkin yazılı kaynakların netliği, Müslümanlığı ve imanı konusunda ön araştırma yapmamızın gerekliliğini, önemsiz kılar. Fakat Ebu Talib hakkında uydurulan, yaşanmamış tamamen hayal ürünü bir çağa ait olduğu rahatlıkla kestirilebilen iddialar, İslamiyet’in vedoktrinimizin en temel yasası olan ehlibeyt sevgisini ve Peygamber ve hanedanına bağlılığı yıpratıyorsa, bu savlar dikkatsizce ele alınmamalı, Ebu Talib’in imanı hakkındaki araştırmalarımızın derinleşmesinin gerekliliği iyice kavranmalıdır. 

          Gerçeklikten ne kadar uzak olabileceği düşünülmeden ortaya atılan iddialar, kargaşa nedenidir. “Sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin.”(1) anlamındaki ayetin, Peygamberimize, Ebu Talip için indiği iddia edilir. Bu iddia ve benzerlerine karşı savunmamız, orantısız ölçüde belgesel ve güçlü olacaktır. Oysa söz konusu ayet; Peygamberimizin ölümüne yakın bir zamanda, bazı Müslümanların, İslamiyet’i kabul etmeyen yakınları için Peygamberimizden dua etmesini istemeleri üzerine inmişti ve Ebu Talip bundan yıllar önce vefat etmişti. (2) Peygamberimiz: “Ebu Talip’e bir yararın dokundu mu? Çünkü o, seni koruyor ve inanmayanlarla mücadele ediyordu.” sorusuna “Evet dokundu. O, şimdi cehennemde topuklarına kadar ateşten bir çukurun içindedir. Şefaatim olmasa, cehennemin en derin çukurunda olurdu.” yanıtını vermiş. Kargaşa, yerini şaşkınlığa bırakmıştır. Çünkü bu hadis, Sünni bilginlerin çoğu tarafından kabul etmemiş olduğu halde, hala yazılmakta ve okutulmaktadır.. İmam Rıza ve İmam Sadık, aynı hadisin uydurma, Ebu Talip’in de mümin olduğunu bildirmişlerdir. Kaldı ki bu hadiste şefaat, ön plana çıkmaktadır. Şefaat kâfirleri kapsamaz, sadece müminleri kapsar. (3)

            “Onlar (insanları) hem ona yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışır hem kendileri ondan uzaklaşırlar.” (4)  Ayetinin ise ibni Abbas’ın tefsirine göre Ebu Talip’e işaret ettiği iddia edilir. İnanmayanları Peygamberimize zarar vermesinler diye ona yaklaştırmayan da Peygamberimizin davet ettiği İslam dinine girmeyen de kendisiymiş. (5)  Oysa “Allah’tan Ebu Talip için dileğiniz nedir?” sorusuna karşılık Peygamberimizden: “Sevabın, iyiliğin tümünü dilerim.” cevabını aldığını, Peygamberin, İslamiyet’i kabul etmemiş birisi için Allah’tan iyilik ve sevap dilemeyeceğini rivayet eden de ibni Abbas’tır. (6) Peygamberimiz Ebu Talip için Allah’tan iyiliğin tümünü dilediğine, bunu da Müslüman olmayan birisi için yapmayacağına göre Ebu Talip, Müslümandır ve ayette sözü geçen “ona yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışmak” ifadesi, “İnsanların İslam dinine girmesini önlemek” şeklinde algılanmalıdır. Ebu Talib, tercihini insanların İslam dinine girmelerini sağlamak için çabalamak yönünde kullanmıştır.

          Peygamberimizin en büyük destekleyicisi ve koruyucusu durumundaki Ebu Talip hakkındaki tarihi bilgileri değiştiren, kendisine negatif özellikler katan ve bununla en zeki kafaları karıştırmayı hedefleyenlerin, bilimselliklerini kaybetmiş olduklarını ve kendilerini bu derece aşağıladıklarını hissetmekten kendimizi alamıyoruz. Aynı hisleri, bu akımı başlatan ve kitapları elimize eksiksiz ulaşan yaşamadığımız çağlardaki âlimlere karşı da gizleyemiyoruz. İbni Haldun’un, “Ehlibeyt bidat olarak çeşitli mezheplerle yoldan saptılar” şeklindeki tuhaf saptaması,(7) Ebu Talip hakkındaki uydurmalar karşısındaki şaşkınlığımızı kat kat arttıran başka bir etkendir.  Bu saptama ve uydurmaların, nereden geldiklerini, zaman içinde nasıl geliştiklerini ve dönüşümlerinde ne ile karşılaşacaklarını incelememize ilişkin özgürlüğümüz, asla putlara tapmayan ve put adına kesilmiş hayvan etinden yemeyen Ebu Talip’e ilişkin yargılarımızın, güvenli olabilmesi açısından değerlidir. Bu değerli incelemenin aydınlığında ortaya belgesel, dolayısıyla zihinsel bir görüş koyabilmenin zorluğu, bu zorluktan beslenenlerin, dayanaksız ve şiirsel söylemleriyle mücadele etmeyi göze almaktır.

            Peygamberimiz ölüm döşeğindeki Ebu Talip’ in yanına gelir ve orada Ebu Cehil’i ile Ebu ümeyye oğlu Abdullah’ı görür. Ebu Talip’e Amca “Lailahe illallah de, Allah’ın yanında sana tanıklık yapayım.” der. Peygamberimiz bunu Ebu Talip’e söyletmek istedikçe Ebu Cehil ve Abdullah “Abdülmüttalib’in dinine yüz mü çevireceksin?” diye üstelerler. Ebu Talip’in son sözü “Ben Abdulmuttalip’in dini üzerineyim.” şeklinde olmuş ve şahadet getirmekten kaçınmış. Bunun üzerine Peygamberimiz “Allah’a and olsun ki senin için Allah’tan af dilemeyeceğim.”(8) demiş. Tam bu sırada Ebu Talip ile ilgili şu ayet inmiş:“Cehennem ehli oldukları belli olduktan sonra akraba dahi olsalar Allah’a şirk koşanlar için af dilemek ne Peygamber’e ne de inananlara yaraşır. (9)  Buhari ve Ebu Müslim’in çamur atarken kendileri açısından talihsizlik olarak nitelenebilecek dayanaksız savlarına karşılık nadiren de olsa reddedilemez bir tez getiremediklerinden aleyhte yazdıkları her şeyin incelenmesi gerekir. Belli olmayan bir nedenle Abdulmuttalip’in yanlış bir din üzerinde olduğunu göstermek istemiş ve bu ayetin hicretin 9. yılında yani Ebu Talip’in ölümümden 12 sene sonra indiği(10) için Ebu Talip ile ilgisinin bulunmadığı gerçeğini kavrayamamışlardır.

            Yararlanacağımız olayların, tarihsel gelişimi şöyledir. Hz. Muhammet, 7. yüzyılın ilk çeyreğinde ruhani, siyasi ve askeri bir lider olarak yönetimin başında idi. Araplar’a, yüzlerce yıllık yaşam alışkanlıklarına, ticari uygulama ve hayallerine ve inançlarına ters düşen tek tanrılı bir dini, İslamiyet’i kabul ettirmeye çalışır. Peygamberimize karşı, Araplar arasında, gizli veya açık bir hoşgörüsüzlük mevcuttur. Hz. Ali’ yi halife olarak ön plana çıkarması, bu hoşgörüsüzlüğü dizginlenemez hale getirir. Peygamberimizden sonra, Emeviler’in yönetimi ele geçirmesiyle, İslam dininin tek tanrı inancı dışındaki bütün getirileri, hızla yok edilmeye çalışılır. Ebu Talip’e yapıldığı gibi Hz. Ali’ye ait olan her şeyin yasaklanması veya kötülenmesi çabasına girişilir. Emevi soyundan, Hz. Ali’nin en büyük düşmanı durumundaki Ebu Süfyan oğlu Muaviye, Ebu Talip’in imanı konusunda olumsuz bir düşünce akımı geliştirmiş ve Hz. Ali’yi kötülemek ve ona iftira atmak konusunda kural ve ölçü tanımamıştır. Minberlerde Hz. Ali’ye sövülmesini emretmiş, bu uygulamanın kendisinden sora devam ettirilmesini istemiştir. Sevenlerinden nefret etmiş, Ali taraftarlığından ve sevgisinden vazgeçmeleri koşuluyla hayatlarının bağışlanacağını ilan etmiştir. Oysa Hz. Ali’ye ait olan yasaklanan ve kötülenen şeyler, İslamiyet’in özü olduğundan İslamiyet’e ait gerçek bilgi kırıntıları, bugün bile güçlükle elde edilebilmektedir. Bu kırıntılardan bazıları da Ebu Talip’in Müslümanlığına ilişkin olanlarıdır. Fakat elimizde bulunan, Ebu Talip’ in Müslümanlığına ilişkin bilgi kırıntıları, o kadar katışıksız ki açılımları sayfalara sığmayacaktır.

Kendi sözleri ve şiirleri

            İbni-i Şehraşup diyor ki: "Ebu Talip'in mümin olduğunu gösteren şiirlerinin (veya beyitlerinin) sayısı üç bini geçmektedir.” (11)  Bu şiirlerden Türkçeleştirdiklerim aşağıdadır:

 

Bildim ki Muhammet’in dini

Dinler içinde en hayırlı dindir.

Bilmez misin ki bizce Muhammet

İlk kitapta yazıldığı üzere Musa gibi peygamberdir.

Kulların, rabbinin yardımı onunla olsun

O bir din ile geldi haktır batıl değil

Habeş krallığı bildi ki Muhammet,

Musa ve Meryem oğlu İsa gibi peygamberdir.

Doğru din ile geldi getirdiği kitap gibi

Allah’ın emriyle o masumca doğru yolu gösterir.

Siz doğruluğun kendi kitabınızda okursunuz         

Reddedilmez kanıtlarda, kitabınızdaki kanıtlar gerçektir.

Allah, kelimeden ibaret değil, İslam’a gelin

Doğru yol aydınlıktır, karanlık değildir.

 

            Ebu Talip, Peygamberimize övgü dolu üç bin beyitlik divanındaki ünlü lamiye (lamiy) kasidesinde, Allah’ın Resulünü şu şekilde yüceltmekte ve ona bağlılığını dile getirmektedir:

 

"Beyaz yüzlüdür ve yağmurlar onun yüzü hürmetine istenir.

Yetimlerin sığınağı, dulların koruyucusu

Fakir Haşimiler ona sığınır

Ve onun yanında rahmet ve fazilet içinde olurlar.

Onlar evladımızın yalan söylemediğini

Ve bizim, batıla inanmadığımızı biliyorlar." (12)  

 

            Bu beyitler; İmam Sadık ve İbni Abbas’ın, Ebu Talip’i mümin olarak nitelendirmelerinin başlıca nedenlerindendir. (13) Bir başka şiirinde ise:

 

"Allah' ın elçisine şimşek gibi parlak bir kılıçla yardım ettim.

Resulullah' ı himaye ediyoruz ve ona şefkatli davranıyoruz.

Düşmanlarına genç bir deve gibi yumuşak davranıyorsam da

Ama onlara büyüklük sebebiyle aslanı korkuturcasına kükrüyorum.”

 

            Bu beyitlerde Hz. Muhammet’ten Allah’ın elçisi diye bahsetmesi Allah’ı ve Hz. Muhammet’i birlikte anması dikkat çekicidir. Allame Emini, "Eğer bu sözler risaleti tasdik için yeterli değilse ne yeterlidir?”  diye sorar.(14) İbni Ebil Hadid ise: “Bu beyitler, Resulullahın risaletini kabul etmekle aynı anlama gelir.” demektedir. (15)

 

            Ebu Talib, oğlu Cafer ile birlikte yürürken, Peygamber ile Ali' nin namaz kıldığını gördü. Oğlu Cafer' e: "Amcanın oğluna katıl." diye buyurdu. Böylece Cafer de Resulullah ve Ali ile birlikte namaz kıldı. Bu esnada Ebu Talip, şu şiiri okudu:

 

"Ali ve Cafer musibet ve zorluk anlarında benim dayanaklarımdır.

Amcanızın oğluna yardım ediniz ve onu yalnız bırakmayınız.

O amcanızla kardeşlerimiz arasında bir anne ve bir babadanız.

Allah'a and olsun ki, onu yardımsız bırakmayacağım.

Oğullarımız arasında temiz nesepli olanlar,

Onu yalnız bırakmayacaktır.” (16)

 

            Kardeşi Hamza'ya da Resulullaha yardım hususunda şöyle buyurdu: "Ey Hamza! Ahmet' in dininde sabırlı olmak gerekir. Bu dine yardımcı ol ki, bu sabır sayesinde kazanasın. Rabbinden hak ile geleni, savun. Bu yolda sadık ve azimli ol. Hakkı asla gizleme. "Ona iman ettim." demen beni çok sevindirdi. O halde Allah için Resulullaha yardımcı ol.” (17)

 

            Hz. Ali’nin "Baba, ben Allah'a ve Resulüne inandım. Peygamber'in elçiliğini tasdik ettim. Allah için onunla namaz kıldım ve kendisine katıldım." demesi üzerine Ebu Talip şöyle buyurdu: "İyi bil ki Peygamber seni iyilikten başka bir şeye davet etmemiştir. O halde katıl.” (18)

 

            Peygamberimizi hep korudu

            Kureyş' in, Resulullah'ı öldürmeye kesin karar aldığını duyunca şöyle dedi: "Allah'a and olsun ki, beni gömmedikleri sürece sana dokunamazlar. Sen benim iyiliğimi dileyerek çağrı yaptın, sen sadıksın (söylediğin doğrudur) ve güvenilirsin. Sen dinlerin en hayırlısını getirdin."

            Ebu-l Futuh Razi “Bu sözler, Ebu Talip' in imanını açıkça göstermektedir. Zira sana iman ettim ve seni tasdik ettim sözü ile sen sadıksın sözü arasında hiçbir fark yoktur." demektedir. (19)

             Resulullah, bir gün namaz kılmak için Kâbe’ye gitti. Peygamberimiz namaza durunca, Ebu Cehil etrafındakilere "Kim bu adamın yanına gidip namazını bozabilir?" diye sordu. Bunun üzerine İbnuz-zab'ari adında birisi, eline hayvan pisliği ve kan alarak Resulullah'ın yüzüne sürdü. Resulullah, namazdan çıkarak amcası Ebu Talib'in yanına gitti ve "Amcacığım, bana ne yaptıklarını görüyor musun?” dedi. Ebu Talib, "Kim yaptı?" diye sorunca Resulullah, “Abdullah b. Zab'ari" cevabını verdi. Ebu Talib, kılıcını alarak Kureyşlilerin yanına gitti. Onlar, Ebu Talib'i görünce ayağa kalkmak istediler. Ebu Talib onlara şöyle dedi: “Allah'a and olsun yerinden kalkanı kılıcımla oturturum." Ebu Talib, daha sonra eline bir miktar hayvan pisliği alarak onların yüz, sakal ve elbiselerine sürdü ve onlara ağır sözler söyledi. (20)

             Kureyş, Resulullah'ı öldüremeyeceğini ve Ebu Talip'in Resulullahı korumaktan vazgeçmeyeceğini anlayınca, Peygamber kendilerine teslim edilinceye kadar Haşim oğulları'yla alış verişi keseceklerine dair kendi aralarında, Kâbe binası içinde saklanmak üzere, bir belge imzaladılar. Böylece, Resulullah’a ve yakınlarına üç yıl süreyle ambargo uygulandı. Bu süre içinde Resulullah, Ebu Talip ve Hatice’nin tüm birikimleri tükendi ve büyük bir sıkıntı ve yokluğa düştüler. Allah-u Teala; Resulüne, Allah kelimesi dışında belgenin tümünü, böceklerin yiyip yok ettiklerini vahyetti. Resulullah da durumu Ebu Talip'e bildirdi. Ebu Talip, Kureyşlilere şöyle dedi: "Ey kavmim! Belgeyi getirin belki sıla-i rahim etmek ve kini ortadan kaldırmak için bir yol buluruz." Belge getirildi. Ebu Talib, onlara şöyle dedi: "Bu sizin imzaladığınız belgedir. Buna hiç dokundunuz mu?" Onlar "Hayır" dediler. Ebu Talib dedi ki: "Allah-u Teala, Resulüne bu belgenin Allah kelimesi dışındaki bölümünün tamamen yok edildiğini vahyetmiştir. Eğer doğru söylüyorsa ne yapacaksınız?" Onlar, "Ondan el çekeriz." dediler. Ebu Talip de "Eğer o yalan söylemişse, o zaman da öldürmek için onu sizlere teslim ederim." dedi. Onlar da "İnsaflı konuştun, iyi söyledin." dediler. Belgeyi açtıklarında Allah kelimesi dışında tüm yazılanların yok edildiğini gördüler. Buna rağmen inatla: "Bu, yeğeninin (Muhammet’in) büyüsüdür." dediler. Ebu Talib kızarak şöyle dedi: "O halde niçin biz, kuşatmaya teslim olalım? Hâlbuki siz buna daha layıksınız." Sonra beraberindekilerle Kâbe perdelerinin içine girdi ve şöyle dedi: "Allah'ım; bize zulmedenlere, bizimle akrabalık ilişkilerini kesenlere ve bizlere layık olmadığımız şeyleri yakıştıranlara karşı yardım et bize.” (21)

            Vasiyeti

            Öleceğini anlayınca Kureyşi çağırıp onlara yaşam hakkında öğüt verdikten sora söze şöyle devam etmiştir:

“Sizlere, Muhammet hakkında iyilik etmenizi öğütlüyorum. Çünkü Muhammet, güvenilir doğru sözlü ve sizi davet ettiğim şeyleri uygulayandır. Muhammet, sizlere öyle bir mesaj getirmiştir ki, kalp ve ruh bunu kabul ediyor, dil kötüleyenlerin korkusundan inkâr ediyor.

Allah'a and olsun ki, adeta halkın onun davetini kabul ettiğini, sözlerini doğruladığını ve peygamberliğine inandığını görür gibiyim. Böylece Kureyş'in büyükleri alçak, zayıfları yücelmiş olacaktır. En büyükleri Peygamber'e en muhtaç olanı, en günahkârları da ona en uzak olanlarıdır. Araplar onu sevecek, topraklarını ona verecek ve onu önder seçecektir.

Ey Kureyş kabilesi! Peygamberi seviniz, onu koruyunuz. Allah'a and olsun ki onun yolunda ilerleyen, olgunluğa erer ve gösterdiği yolda olan, mutluluğa kavuşur. Eğer sağ kalsaydım ondan bela ve zorlukları gidermeye çalışırdım.” (22)

             Ölümü üzerine

            Ebu Talip, Hz. Hatice’nin vefat ettiği yıl olan 621’ de (miladi) hayata gözlerini yumdu. Peygamberimiz, bu yılı "hüzün yılı" olarak adlandırdı. (23)

İmam Sadık, Ebu Talib’in ölümü hakkında şöyle buyuruyor:

             "Ebu Talip, küfrü aşikâr kıldı, imanı ise gizledi. Ebu Talip vefat edince Allah-u Teala, Peygamber'ine Mekke'de kendisini koruyacak kimsenin kalmadığını ve bu yüzden göç etmesi gerektiğini vahyetti. Böylece Resulullah, Medine'ye doğru hicret etti.” (24) Halkın, kendisine Ebu Talip'in kâfir olarak öldüğünü söylemesi üzerine şöyle buyurdu: "Ebu Talib nasıl kâfir sayılabilir? Hâlbuki o şöyle demiştir: "Bizim, Muhammed’i de Musa gibi bir Peygamber kabul ettiğimizi bilmiyor musun?” (25)

            İmam sadık onu yedi uyurlara benzeterek "Ebu Talip'in misali de Ashab-ı Kehf misalidir ki, imanlarını gizlemiş, şirki açığa vurmuşlardı. Allah onların sevabını iki kat yazmıştır.” (26)

             İlmin şehrinden

            Birisi, Hz. Ali'ye  "Senin yüce bir makamın var. Ama baban, azap içindedir." deyince Hz. Ali, ona şöyle buyurdu: "Sus! Allah ağzını kırsın. Allah'a and olsun ki babam, kime şefaat etse Allah, şefaatini kabul eder. Acaba ben, cennet ve cehennemin paylaştırıcısı iken, babamın ateş ehli olması mümkün müdür?  Allah'a and olsun ki, Ebu Talip'in nuru, kıyamete kadar Muhammet, Fatıma, ben, Hasan, Hüseyin ve evlatlarının (imamların) nuru dışında tüm nurları söndürür. Bil ki, onun nuru, bizim nurumuzdandır. Allah-u Teala, bu nuru Âdem’den tam iki bin yıl önce yarattı. Allah'a and olsun ki babam, dedem Abdulmuttalip, Haşim ve Abdmenef asla putlara tapmamışlardır”(27)"Onlar, neye ibadet ediyordu." sorusuna karşılık "Onlar Kâbe’ye doğru ve Hanif din üzere namaz kılıyorlardı." cevabını vermiştir. (28)

             İmanı üzerine

            Şeyh Saduk, şöyle diyor: “Ebu Talip mümin idi. Ama Resululah'a tam manasıyla yardımcı olmak için, imanını gizlemiş, şirki zahir kılmıştır.” (29)

          Muhsin Emin ise şöyle diyor: “Resulullaha vahiy gelince Ebu Talip, ona inandı, sözlerini onayladı; ama bunu belli etmedi. Peygambere yardımcı olabilmek için, imanını gizledi. Aksi takdirde, Resulullah'ı ve İslam dinini gereğince savunamazdı. O, imanını gizleyerek bu önemli görevi yerine getirdi. İmanını açığa vurmuş olsaydı, Kureyş'in nefretini kazanırdı. Kureyş, onu sadece yeğenini savunmakla suçluyordu. Ama imanını açığa vursaydı, artık kendisine saygı göstermezlerdi. Ebu Talib'i, sadece yeğenini koruyor diye mazur görüyorlardı.” (30)

            Şeyh Ebu-l Futuh Razi, İmam Rıza'dan naklettiği üzere Ebu Talip'in yüzük taşında şöyle bir ifade yer almıştır diyor: "Rabbim Allah'tır, yeğenim Muhammed Peygamber'dir ve oğlum Ali vasidir.” (31)

            Ebu Talip’in imanı hakkında, kendi sözlerinden, Peygamberimizi nasıl koruduğundan, vasiyetinden, ölümü ve imanı üzerine âlimlerin görüşlerinden ve Hz. Ali’nin açıklamalarından derlenebilecek daha yüzlerce sayfaya sığmayan bilgi varken, onu imansızlıkla suçlamak dinimizin çıkış noktasını bulandıran bir tutum içinde olmaktır. Bu tutum içinde olanların, Ebu Süfyan, Muaviye ve Yezit’e bağlılıkları inkâr edilemez. Onları överken, bunu yapılabilecek en büyük tutku ile yaparlar. Özellikle Yezit’in İslami nitelik taşımayan küstahça eylemlerini paylaşırlarken, diyalektik olma ihtiyacı hissetmezler. Başkaları ile olan fikir alışverişlerinde, ağır basan katı bir kişilik özellikleri vardır. Semavi dinin tek sahibiymiş gibi, savundukları kişilerin birer hazine oldukları saplantısından, başkalarının karşısında başkalarını aşağılayıcı bir tavır içindeler ve anlaşılmaz bir özgüvenden cesaret alırlar. Savundukları kişilerin, olumsuz yanları özellikle İslamiyeti yıpratma çabaları bugün biliniyor olsa da, korkulan tanrının, seçilmiş tek halkı olduklarını sandıklarından, başkalarının akılcı eleştirileri onları şaşırtmaz. Kaldı ki savundukları kişiler, bir İslamiyet destanı yazmak için, kimseye esin kaynağı olamamıştır. Oysaki Ebu Talip, hayatı boyunca Peygamberimizi Ebu Süfyan’dan korumuşken cehennemde, Ebu Süfyan’ın da cennette olması tezi, İslam düşmanlarınca İslamiyet üzerine çullandırılan belirsizlikle, geçerli İslami kriterlerin ikilem içinde olduklarının algılanmasını sağlayacaktır.

             Hz. Ali’yi anlatmaya başlamadan önce böyle bir yazıyı yazmaya, niçin kalkıştığım sorulabilir.  Ortaya koyduğum, nitelikleri kesin olan kanıtlarla, olumlu bir sonuca varmamın garantisi, bu değerli araştırmamın sonucu ile ilgilidir.  Ebu Talip, her zaman saygıyı hak ediyor olsa da karşımıza dikilip onu kötüleyenlerin bilgisizliklerini, kendilerine hissettirip tezlerinin sağlam temeller üzerine oturmadığını ispatlayabilir, katılıklarını büyük ölçüde kırabiliriz. İslamiyetle ilgili temel gerçeklerin, Ebu Hureyre gibi seciyesiz yazıcıların yazılarında, biraz saklı ve fazlaca yitik olması, Ali ile ilgili her şeyi yasaklama ve kötüleme girişimi içinde olan şair ruhlu kitle için, eşsiz bir çekim kaynağı olmuştur. Çünkü geride kalan çağa ait kayıplar ve boşluklar, Ali karşıtı kitlenin hayal gücüne göre doldurulabilmekte ve canlandırılmak istenen dönemi, amaçlarına uygun olarak göstermenin önünde, neredeyse engel bırakmamaktadır. Saygınlıktan yoksun kişilerin, Ali’ye olan düşmanlıkları yüzünden Ebu Talip’e mal ettikleri gerçek dışı konsept karşısında, sadece vahiy ile konuşan Peygamberimizin,(32) amcası hakkında söyledikleri, bulanık ve şaşırtıcı olan bütün söylenenleri çöpe atmıştır:

“Ebu Talip, ‘Âl-i Firavun' un mümini gibi’ imanını gizlemiştir.” (33)

 (Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan bir mümin dedi ki: Siz bir adamı rabbim Allah’tır demesiyle öldürür müsünüz?  Hâlbuki o size rabbinizden apaçık mucizeler de getirmiştir.) (34)

“Ebu Talip, şehrin öbür ucundan koşarak gelen adam gibidir.”

(Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve dedi ki: Ey halkım bu elçilere uyun. (35) Sizden hiçbir ücret istemeyen bu kimselere kulak verin; çünkü onlar, doğru yola ermişlerdir. (36)

-(Şehrin sakinleri bu kişiyi taşa tuttular tam öleceği sırada kendisine) Cennete gir denildi.- (37)

             Bu ve buraya sığmayan sayısız kanıta rağmen “Üç kâfirin ölümüne çok üzüldüm. Adil Kral Kisra, cömert Reis Hatim Tai ve kucaklayıcı lider Ebu Talip.” şeklindeki Ali karşıtı Sünni söylemleri Peygamberimize yükleyerek öne çıkarmak, İslam karşıtlarının peygamberimizi çıkmaz içinde göstermesinin altında yatan neden ve İslamiyetin ana öğretisine haksız ve acımasız bir saldırıdır.

 

  1. Kasas suresi 56 ncı ayet

  2. Kısas/56; Sahih-i Buhari, c.5, s.131; Tefsir-i Taberi, c.11, s.30-31. Tefsir-i Ebu-l Futuh,     c.6,           s.126.

  3. Sahih-i Buhari, c.5, s.130. el-Hüccet âlâ'z Zahib, s.82-85.  el Gadir, c.8, s.23.  Targib ve      Terhib, c.4, s.437. 

  4. En’am suresi 26 ncı ayet

  5. Esbab ennüzul s: 144

  6. İbni Ebil Hadid Şerh Nehcül belağa 14\66, 68

  7. Mukaddeme

  8. Buhari, Ebu Müslim

  9. Tövbe Suresi 113ncü ayet

10. ve bütün Kur’an tefsirleri

11. Ebu Talib’in divanlarından

12. İbn-i Hişam’ın naklettiği 94 beyitten alınmıştır.

13. Kafi, c.1, s.449. 

14. el Gadir, c.7, s.341.

15. Şerh-u Nehcül Belağa, c.14, s.78. 

16. el-Hüccet Âlâ'z Zahib.

17. Şerh-i Nehc-ül Belağa, c.14, s.76. el-Hüccet Alâ'z Zahib, s.277.

18. Tarih-i Taberi, c.2, s.214.

19. Tefsir-i Eb'ul Futuh, c.4, s.407.

20. Tefsir-i Kurtubi, c.6, s.405. Kafi, c.1, s.449

21. Sire-i İbn-i İshak, s.163-164. Kamil-i İbn-i Esir, c.1, s.504-506, Tarih-i Yakubi, c.2, s.33.

22. Revzet'ul Vaizin, c.1, s.169-170, ed-Derecat-ur Refia, s.60.

23. Tabakat, c.1, s.125.  Kısas-ul Enbiya, s.317, Emta'ul Esma, s.27. 

24. Kemal'ud Din, c.1, s.174.

25. Kafi,c.1, s.449.

26. Kafi, c.1, s.448; İhtisas, s.241.

27. İhticac, c.9, s.230. 

28. Kemal-üd Din, c.9, s.174; Tefsir-i Eb'ul Futuh, c.4, s.210. 

29. el-Hüccet âlâ'z Zahib

30. A'yan'uş Şia, c.7, s.117. 

31. Tefsir-i Eb'ul Futuh, c.8, s.417.

32. Necm Suresi 3 ve 4 ncü ayetler

33. el-Hüccet âlâ'z Zahib, s.361-362. 

34. Ğafer suresi 28 nci ayet

35. Yasin suresi 20 nci ayet

36. Yasin suresi 21 nci ayet

 

37. Yasin suresi 26 nci ayet

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Joomla templates by Joomlashine